ihya.org

kanser

Kalın Bağırsak (Kolon) ve Rektum Polipleri

Kolon ve Rektumun iç duvarından barsak kanalının içine doğru büyüyen oluşumlardır. Bunlardan bazıları saplı bir şekilde kanal içine sarkarken, diğerleri barsak duvarına yapışık bir şekildedirler.

Poliplerin büyüklükleri 1 –2 mm den 4-5 cm yi geçen boyutlara ulaşabilir. Bunlar başlangıçta iyi huylu ( benign) oluşumlardır. Ancak 1 cm yi geçen büyüklükteki poliplerde habaset ( malignite) şansı artmaya başlar.Bu nedenle büyük poliplerin çıkarılarak (Polipektomi), patolojik tahlillerinin yapılması gerekir. Bu işlem KOLONOSKOPİK tetkik sırasında yapılır.

KOLO-REKTAL POLİPLERİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?

Rektal kanama, sümüksü akıntı, barsak fonksiyonunda değişiklikler, ishal, kabızlık ve bazende karın ağrısı belirtileri yapar.

TEŞHİS YÖNTEMLERİ NELERDİR ?

Gaitada gizli kan araştırılması, Endoskopik ( özellikle KOLONOSKOPİ ) tetkikler ve çift kontrast lavmanlı baryum grafisi ile tanı konur.

POLİPLERİN ÖNEMİ NEDİR ?

Kalın Bağırsak ve Rektum Kanserleri (Kolon Kanseri)

Kolo - Rektal kanserler A.B.D. de her iki cinsde en sık görülen 2. kanser türüdür. Yılda ortalama 140.000 kişi hastalığa yakalanmakta ve yılda ortalama 60.000 kişide bu hastalıktan kaybedilmektedir. Yurdumuzda da tanı yöntemlerinin artması, kişilerin hastalık belirtilerini daha iyi algılamaları ve hekime başvurma olanaklarının artması, beslenme alışkanlığımızında giderek daha çok endüstriyel gıdalara kayması sonucu bu kanserlerle daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. Ancak erken teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanabildiği takdirde Kolo - Rektal Kanserler tedaviden ençok yararlanan iç organ kanserleridir. Hatta TARAMA ( Screening) testleri ile hastalık oluşmadan, oluşmuş ise belirtileri daha ortaya çıkmadan saptanabilmekte ve gerekli tedavisi yapılarak tam şifa sağlanabilmektedir. Çünkü genelde ( % 95 ) Kolo-Rektal kanserler POLİP lerden gelişmektedir.

Henüz kanser gelişmeden bu polipler tarama testlerinde saptanarak POLİPEKTOMİ ( Kolonoskop ile polipin barsaktan alınması) ile çıkarılırsa ilerde oluşabilecek veya henüz çok küçük seviyede oluşmuş bir kanser barsaktan uzaklaştırılmış olacaktır.

KİMLER RİSK ALTINDADIR ?

İmmun yetmezlikli hastalarda görülen enfeksiyonlar

Son yıllarda hayatı uzatmayı amaçlayan,gelişmiş teknikler ve teropötik yaklaşımlar bağışıklık sistemi baskılanmış konak sayısının artmasına yol açmıştır. Bu grup hastada yaşam kalite ve süresini etkileyen en önemli faktörlerden biri de infeksiyonlardır.Bu bölümde immün sistemi baskılanmış hastaların büyük çoğunluğunu oluşturan nötropenik hastalar, kemikiliği ve solid organ transplantasyon uygulanan hasta gruplarında görülen infeksiyonların etyolojisi ve özelliği olan tedaviler üzerinde durulacaktır. Sorumlu mikroorganizmalarla meydana gelen infektif hastalık tanımları , tanı ve tedavi yöntemleri diğer bölümlerde irdelenmiştir.


KANSERLİ, İMMÜNSÜPRESİF TEDAVİ ALAN NÖTROPENİK HASTALARDA GÖZLENEN İNFEKSİYONLAR:

Periferik kanda polimorf nüveli lökosit (PMNL) ve bant nötrofil değerinin 500/mm3’ün altına düşmesi nötropeni olarak adlandırılır. Bu durum kanser ve diğer immünsüpresyona neden olan hastalığı olan kişilerde ciddi infeksiyonların gelişmesine zemin hazırlar. PMNL sayısı 10-100/mm3’e düştüğünde ise ciddi infeksiyon gelişme riski daha da artar.

Hodgkin Hastalığı (Hodgkin lenfoma)

Hodgkin hastalığı, lenf bezlerinden kaynaklanan, tedavi edilebilen bir kanser türüdür. Lenf dokusunun en sık görülen kanseridir.

Hodgkin hastalığı, bedeni enfeksiyonlara karşı koruyan sistemde yani lenf sisteminde oluşan bir kanser türüdür. Hastalık her yaşta görülse de, 15-30 yaş arasındakilerde daha yaygındır.

Nedenleri :
Hodgkin hastalığı, bir akyuvar türü olan lenfositlerden oluşan lenf dokusunu etkiler. Lenfositler kanda ve kemik iliğinde bulunurlar. Ayrıca boyunda koltukaltında, kasıkta, göğüste, karında, karaciğerde ve dalakta, lenf bezlerini (düğümlerini) oluşturan kümelenmeler yaparlar. Hodgkin hastalığında lenf hücreleri çoğalır ve lenf bezleri büyür. Önce bir grup lenf bezi etkilenir (çoğunlukla boyunda), daha sonra hastalık başka lenf düğümlerine de geçer ve bütün lenf sistemine yayılır.

Belirtileri :
Hodgkin hastalığı sadece tek bölge lenf nodu tutulumu ile gelebilir. Ateş, gece terlemesi, kilo yitimi ve yorgunluk olabilir, ama bu da hastalığın yaygın olduğunu gösterir. Belirgin belirtiler daha çok 40 yaşın üstündeki hastalarda görülür. Tedavi edilmeyen Hodgkin hastalığı çabuk ilerler ve hızla ağırlaşır.

Yemek borusu kanseri sinsice yaklaşıyor

Çok fazla belirti vermeden yayılan ve çoğu zaman yutma zorluğuyla kendini gösteren yemek borusu kanserlerine kimi zaman yaşam koşulları kimi zaman da çevresel faktörler neden oluyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Nihat Yavuz, yemek borusu kanserinin (özofagus kanseri), dünyada görülen tüm kanserler arasında altıncı sırada yer aldığını belirtiyor. Erken belirti vermemesi nedeniyle hastalar hekime geç başvurduğundan, hastaların çoğunda tanı konulduğunda hastalık ilerliyor, tedavi yani tam iyileşme şansı azalıyor.

En Çok 50-70 Yaş Arasında Görülüyor

Erkeklerde daha sık görülen hastalık genellikle 50-70 yaş arasında görülür. Hastalığın görülme sıklığı coğrafi olarak da farklılıklar gösterir. Batı ülkelerinde 100.000’de 20 iken, Uzakdoğu ülkelerinde 100.000’de 100 oranında rastlanır. Bu oran Güney Afrika’da 100.00’de 160, Kazakistan’da 100.000’de 540’lara kadar çıkar. Ülkemizde ise oran tam olarak bilinmese de Doğu Anadolu bölgesinde daha sık görülür.

Alkol Ve Sigara Tüketimi Önemli Rol Oynuyor

Beslenmenin Kanser Oluşumuna Etkisi

Kanserin oluşumu çok değişik nedenlere bağlıdır. Farklı kaynaklara göre diyetle ilgisi %10-70 arasında olup, %30 oranı kabul edilmektedir. Tüketilen besinlerin kalite ve miktarlarının yeni oluşan hücre için önemi büyüktür. Organizmanın temel taşı olan hücrede oluşacak herhangi bir bozukluk zamanla etkinliğini arttırarak dokulara, organlara ve tüm organizmaya yayılacaktır. Beslenme örüntüsü kanserin oluşumuna etken olduğu gibi kanser de kişinin beslenme durumunu etkilemektedir. Besin alımı ve kullanımı güçleşmektedir. Çeşitli tedavi yöntemleri de beslenmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Cerrahi ve radyolojik yöntemlerin, uygulandıkları bölgeye göre yan etkileri görülmektedir. Kemoterapinin ise, en olumsuz etkisinin ilacın cinsine göre bazı besin öğeleri ile reaksiyon yapmasıdır.

Genel olarak beslenmenin kanser oluşumuna etkisini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

Diyet posasının etkisi: Posayı, alınan besinin sindirim sisteminde enzimler tarafından sindirilmeyen ancak organizma için yararlı olan kısmıdır diye tanımlayabiliriz. Diyet posasının yetersizliği veya yokluğu özellikle kolon kanser riskini arttırmaktadır.

Ağız Kanserleri

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.

Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.

Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir? Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.

Ağız Kanseri ve Tedavisi

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti

Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.

Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.

Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?

Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.

Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri

Akciğer Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?

Akciğerde başlayan kanserler iki ayrı tipe ayrılırlar. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri. Bu kanserlerin birbirinden ayırımı, hücrelerin mikroskoptaki görüntülerine göre yapılır. Her iki tip kanserde değişik şekillerde gelişip yayılır ve tedavi edilirler.

Küçük Hücreli Olmayan Akciğer Kanseri

Küçük hücreli akciğer kanserlerinden daha yaygındır ve genel olarak daha yavaş gelişir ve yayılırlar. Bu kanserin 3 ana tipi vardır:Bu tipler arasında tedavi ve yaşam süresi açısından fark yoktur.

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

Bu kansere bazen de yulaf yulaf hücresi kanseride de denir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserine göre daha az yaygındır. Bu tipdeki kanserler daha hızlı gelişir ve vücudun diğer organlarına yayılması da daha fazladır.

Akciğerlerde başlayan kanserler 2 tipe ayrılırlar. Mikroskop altında hücrelerin görüntüsüne göre küçük olmayan hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri. Her tip akciğer kanseri farklı şekilde büyür, gelişir ve tedavi edilir.

Akciğer Kanserinde Risk Elementleri

Kanser Virüsleri (Onkojenik Virüsler)

Somatik mutasyon hipotezine alternatif olarak bir çok kanser vakalarında virüslerin sorumlu olduğu hipotezi ileri sürülmüştür.bu gün ise hipotezden öte kabul edilmiş olgudur. Bilinen ilk tümör virüsü olan Raus Sarkoma virüsü 1912 de keşfedilmiş olmasına rağmen yeni keşfedilmiş kanser virüslerinin seyrek keşfedilmesi olayı geciktirmektedir.

Bütün tümör virüsleri aynı şekilde etki göstermektedir. Mesela RNA tümör virüsleri birden fazla kanser çeşidine neden olmaktadır. Bu virüslerin en iyi bilineni Raus Sarkoma virüsü bağ dokusunda sarkomlara neden olur. Diğer RNA virüsleri çeşitli kanser olaylarına sebep olur.

Göğüs Kanseri

Nedenler, görülme sıklığı ve risk faktörler:
En sık görülen tipi süt kanallarında başlayan ductal carsinom dur. Diğer bir tipide lobuler carsinom dur. Göğüs kanserinin birçok tipi için sebep bilinmemektedir. Kısa bir süre önce yapılan çalışmalar BRC1 ve BRC2 adlı iki genin göğüs kanserinin ailevi tipinden sorumlu olabileceğini göstermiştir. Şişmanlık, erken menarş ve çocuk doğurmamış veya geç doğurmuş olmak riski arttırmaktadır. Erkeklerde de kadınlar kadar sık olmasa bile görülme olasılığı vardır. İstatistiklere göre her 8-9 kadından birinde hayatının herhangi bir döneminde göğüs kanseri gelişmektedir. 30 yaşından sonra risk artmaktadır. Göğüs kanseri teşhis edilen kadınların ortalama yaşı 60 dır. Gelişmiş ülkelerde (japonya hariç) daha fazla, az gelişmiş ülkelerde daha az görülmektedir. Amerika 'da yapılan araştırmalarda beyazlarda (özellikle Kuzey Avrupa kökenli olanlarında) görülme oranı beyaz olmayan ırklardan daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Risk faktörler:
• Annesinde veya kardeşinde göğüs kanseri hikayesi olanlar
• Yumurtalık kanseri, kalın barsak kanseri, uterus kanserleri
• Erken Menarş (12 yaşından önce adet kanamasının başlaması)

Genetik ve Kanser

İnsan yaşamı boyunca çevresi ile sürekli olarak ilişki içindedir. Bu uyum devam ede geldiği sürece de ayakta kalabilmektedir. Embriyo döneminde anne karnında kan dolaşımı yolu ile başlayan etkileşim, daha sonraları yerini daha geniş alanlara bırakır. Beslenme,solunum ve sosyal ilişkiler gibi geniş çerçevede devam eden etkileşim, ölüm zamanı gelinceye kadar devam eder. Etkileşimde, uyumun uyumsuzluğa dönüşümü ölüm olarak adlandırılır.

Hücre, çevresi ile ilişkisini hücre zarı vasıtasıyla sağlar. Hücreler; doğrudan temas, salgıladıkları kimyasal maddeler (hormonlar,enzimler) ya da elektriksel impulslar yoluyla, komşu hücreler veya uzaktaki hücre ve hücre gruplarıyla iletişim halindedir. Hücre zarlarına yerleşmiş, protein yapılı alıcılar, gelen mesajları hücrelere iletirler. Hücrenin bir nevi anten vazifesini gören zardaki alıcı proteinler (reseptörler) ile gelen mesajlar, hücre tarafından değerlendirilir, ardından kendine uygun olan davranışı sergiler. Hücrenin çevresi ile ilişkisi, hem çevrede ortaya çıkan değişimlere ayak uydurması hem de günlük yaşamı yönüyle gereklidir.

Radyoterapi

Kanserli hücrelerin tahrip edilmesi için iyonize radyasyonun kullanılmasına radyoterapi denir. Günümüzde bir çok kanserin tedavisinde radyoterapi kullanılmaktadır. Her ne kadar tedavide güvenilirlikle kullanılsa da tüm tedavi alternatiflerinde olduğu gibi radyoterapinin de yan etkileri vardır.

Bu bölümde radyasyon tedavisi ve yan etkileri hakkında bazı bilgileri hastaya aktarmak, böylelikle hastanın tedaviye uyumunu artırmak amaçlanmaktadır.

KANSER NEDİR ?

Kanserle birlikte yaşama ve tedavi

Kanser artık geçmişten daha fazla bir sıklıkla iyileşebilmektedir. Bilgimizin genişlemesi ve kanserin biyolojisini anlayabilmemiz nedeniyle tam bir iyileşme ve yaşamın uzatılması olasılığı sürekli olarak gelişme kaydetmektedir. Sonuç olarak kanser hücrelerini öldüren yeni tedaviler geliştirilmektedir. Bu tedaviler daha etkin olmakla kalmayıp daha da emniyetli olmaktadırlar.

Ağrının kontrol altına alınması da yıllar geçtikçe daha geliştirilmekte ve hatta ölümcül derecede hasta olan kanserli kişilerin ağrıları bile azaltılabilmektedir. Bundan sonraki sayfalarda şu anda varolan tedavileri, uygun bakımın nasıl yapılacağı konularını ve kanserle birlikte yaşamak ve kanserle mücadele etmek ve tedavisindeki anahtar hususları açıklamaktayız.

Kanser Tedavisi

İki ayrı vakadaki kanser tedavi yöntemi birbirinin aynı olamaz. Kanserli olan her bir şahsın kendine özgü bir durumu vardır. Ancak kanserli olan bir çok insana uygulanabilen temel tedaviler benzerdir. Bunlar cerrahi müdahale, radyasyon terapisi ve kemoterapidir.

Kanser tedavisinde kanıtlanmış yöntemler

Bugün hemen her ülkede, hiçbir bilimsel temeli olmayan ve araştırmalara kapalı yöntemlerle kanserde şifa sağladığını iddia eden kişiler bulunduğunu üzülerek itiraf etmek gerekiyor. Uluslararası Kanserle Savaş Birliği'nin açıklamasına göre, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinde dahi kanser hastalarının %50 kadarının etkinliği kanıtlanmamış yöntemleri kullandıkları sanılıyor. Bu yöntemler bilimsel yöntemlerin yerine veya onlara ek olarak kullanılıyor ve bu uygulamalar çok defa doktorların bilgisi dışında yapılıyor.

Kimler nasıl sunuyor?

Kanıtlanmamış yöntemlerle ilgili bilgiler meslekten olmayan kişilerce, ve ender de olsa, maalesef doktorlar hatta tanınmış ve saygın bilim adamları tarafından bilim dışı bir tavırla benzer şekilde topluma sunulmaktadır.
Bu tür kanıtlanmamış yöntemler, gündelik yazılı ve görsel medyada da oldukça sık gündeme getirilerek, hemen her kanser hastası veya hiç olmazsa ailesi ve çevre arkadaşları bunları okuyup izlemekte ve etki altında kalmaktadır.

Ne iddia ediyorlar?

*doğal ürünleri uyguladıklarını,
*ürünlerinin yan etkilerinin olmadığını,
*bu ürünlerin hastanın savunma mekanizmalarını harekete geçirdiğini,

Top